top of page
Ara

Singapur, Orkide Dünyası

  • Ömür Kabak
  • 19 May 2019
  • 5 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 20 May 2019

37- SİNGAPUR. 010 22’ Kuzey Enlemi, 1030 85’ Doğu Boylamı


Aynı gece muazzam şimşek, gök gürültüsü ve yağmur altında geçti. Sabah gün ağarmadan Singapur Limanına yanaştık. Şiddetli yağmur ve gök gürültülü şimşek çakmaları sona ermiş. Yine de hava tamamen kapalı ve ara ara hafif bir yağmur yağıyor.



İskelemizin önü düz bir yeşil alan ve çok büyük. Hemen önümüzde bu şehrin en önemli simgelerinden olan Sands Oteli. Yan yana dizilmiş devasa genişlikte ve yükseklikte üç ayrı gökdelenin üzerine bunların üçünün birleşiminden daha büyük bir gemi yerleştirmişler. Geminin üstünde ayrı binalar ve kocaman ağaçlı bir bölge var. Gemi her üç gökdelenin tepelerine oturduğu gibi aralarındaki muazzam boşlukları kapatıyor ve başı ile arkası da oldukça uzun bir şekilde dışarı taşıyor. Bu üç gökdelenin içinden yükseldiği tabandaki bina ve içindeki AVM ise akıl almaz büyüklükte. Kendi içinde en az beş katlı ve her bir katı ve bu katlar içindeki koridorları bir seferde gezmek mümkün değil. İçersi çok şık, çok temiz ve çok soğuk. Dünyanın en lüks markalarının süper lüks mağazaları sıra sıra dizilmiş.



Buraya AVM demek hafif kaçar. Ülkemizdeki en lüks AVM bile buranın yanında kasaba marketi seviyesinde. Bir sürü süslü orta bölümün birisinde dijital yuvarlak bir ekran tabana döşenmiş. Çapı 50 metre civarında. Üstünde çocuklar koşturuyor, oturuyor ve yuvarlanıyor. Üstündeki boru şeklindeki kristal avizenin çapı 10 metre boyu ise en az 30 metre olmalı. Tabandaki dijital ekrandaki görüntüler periyodik olarak değişiyor. Çiçek açan bahar dalları ve akıp giden orkide bahçelerinin renkleri çok canlıydı. Benim hoşuma ise üstündeki çocuklar koştukça, bu koşulara uygun şekilde altlarında açılan ve etrafa saçılan su dolu havuzun interaktif görüntüsü gitti.



Bu ultra modern binaya girmeden önce ilk olarak yine şehrin simgelerinden Gardens By the Bay bölgesini gezdik. Bu bölge üstü kapalı yağmur ormanlarından ve yine üstü kapalı çiçek bahçelerinden ve açık alanda düzenlenmiş ormanlık alanlar ile nehir ve göletlerden oluşuyor. Kapalı alanlar devasa büyüklük ve yükseklikte metal ve camdan yapılmış seralar şeklinde. Aralarında ise her biri 60-70 metre uzunluğunda ve çapları 20-30 metre genişliğinde metal direklerden oluşmuş ve demet halinde bir arada tutulan tabanları ve tepeleri geniş, orta kısımları daraltılmış yapılardan oluşuyor. Tepelerindeki genişlik ağaçların tepe çanakları gibi metal çubuklarla daha da genişletilmiş.



Bunlara ağaç deniyor. Dörtlü beşli sayılar halinde üç ayrı gurupta kümelenmişler. Altın ağaçlar, gümüş ağaçlar ve süper ağaçlar diye isimler konulmuş. Tabandan tavana doğru her bir metal ağacı çok değişik tropikal sarmaşıklar, çiçekler ve ağaçlarla donatmışlar. Etkileyici ve zengin görüntüler elde etmişler. Akşam karanlığı başladığında bu ağaçlarda ışık ve müzik gösterisi yapılıyormuş. Tüm alan yaklaşık 50 dönüm kadar. Tüm gün dolaşsanız bitmez. Bu kadar büyük bir alanın her bir noktasını ince bir estetik duygusu ile özene bezene işlemişler. Tüm bu alan eskiden denizmiş. Denizi kayalarla doldurarak, bu bölgeyi elde etmişler. Dolgu alanının bu bahçeler kadar büyüklükteki bir başka kısmı düz çimlik alanlar şeklinde ve oralarda da ağaçlandırma çalışmaları yapıyorlar. Ayrıca buraya uzatılan yeni bir metro hattı inşaatının sürdüğünü gördük.



Bu bahçeleri gezerken son iki aydır özlemle beklediğimiz bir olay gerçekleşti. Bu olay, tropikal bölge yağmuru altında dolaşma isteğimizdi. Beyaz renkli kocaman ancak çok hafif yağmurlukları kaç kez çantamıza koymamıza rağmen bir tülü yağmura yakalanmamıştık. 32 derece sıcaklıkta açık alanda şiddetli bir yağmur bomba gibi patlayan ve tüm turistleri yerinden hoplatan gök gürültüsü ile başladı. Çok şiddetli yağmur altında, üstümüzdeki şort ve tişörtün üstüne giydiğimiz yağmurluklarla el ele 15 dakika kadar zevkle yürüdük. Tabii ki sırılsıklam ıslandık. Ancak en ufak bir üşüme ve ıslaklık duygusu yok. Ta ki, Sands Otel kompleksine girinceye kadar.

Bina içleri birer buzhane. Üstümüz de ıslak olunca zatürree olmak kaçınılmaz. Ancak, tedbirliyiz. Yedek tişörtleri çantadan çıkardık ve üstümüzü değiştirdik. Yukarıda bina içini anlatmıştım. Diğer taraftan dışarı çıktık.

Lotus çiçeği şeklinde yapılmış devasa müze binası, bu binalar kompleksinin bir parçası şeklinde inşa edilmiş. Deniz bir haliç şeklinde bu bölgeyi çevreliyor ve halicin en ucunda ise Malezya'dan doğup gelen büyük bir nehir denize dökülüyor. O nokta aynı zamanda şehrin tarihi merkezi. Halicin, nehirle buluştuğu bölge aynı zamanda doğal bir genişliğe sahip ve adeta bir göl görüntüsü oluşmuş. Halicin, gölün ve nehrin etrafı çok çok yüksek gökdelenlerle çevrili. Her birinin üstünde dünyanın en büyük bankaları ve şirketlerinin isimleri yazılı. Nehir ile göl halindeki halicin birleştiği noktanın Sands otelinden bakışa göre sağ tarafı yeşil bir alan halinde ve burada tarihi yönetim binaları ve katedral , müze ve tiyatro binaları var. Her biri İngiliz kolonyal mimarisi şeklinde.

Hemen bitişiklerinde yapılan çok büyük Opera binası bu bölgeye özgü durian meyvesi şeklinde. Tüm çatı ve dış duvarları meyvenin sivri çıkıntıları gibi metalden sivri üçgenlerle işlenmiş. Gece olunca bunların üstündeki binlerce lamba yandı ve çok güzel bir görüntü oluştu.

Göl şeklindeki halicin ortasında akşam saatleri ışık, müzik ve su gösterisi yapılıyormuş. Bunun seyredilmesi için bir kenara stadyum şeklinde seyir terasları yapmışlar. Tüm halici yürüyerek geçtik ve nehre ulaştık.

Bu noktada şehrin bir başka simgesi, ağzından su akan balık aslan heykeli var. Ancak, restorasyon nedeniyle etrafını kapatmışlar. Küçük boyutlu bir örneğini ise teşhir için önüne koymuşlar. Nehir boyunca ilerliyoruz. Modern gökdelenlerin önünde tarihi iki katlı binalar nehir kıyısında dizilmiş ve bunların her biri restoran olarak çalışıyor. Nehrin içinde tekneler turistleri gezdiriyor. Çok sık aralıklarla köprüler iki tarafı birbirine bağlıyor.

Merkezden uzaklaşınca bu kez diğer bir hedef bölgemiz olan Santoza adasına gitmek için metroya girdik. Çok sık ve işlevsel metro ağları var. Rahatlıkla her yere gitmek mümkün. Kısa bir sürede Santoza adası önüne geldik. Metro istasyonundan adaya, havadan giden iki vagonlu trenle veya teleferikle veya yaya olarak gitmek mümkün. Biz etrafı görelim diye yaya olarak gittik, havadan giden trenle geri döndük. Adanın içi Amerikan tipi eğlence mekanları halinde düzenlenmiş. Los Angeles'ta gezdiğimiz Üniversal Film Stüdyoları, su dünyası, yer çekimsiz bina içinde uçma imkânı, akvaryum vs var. Ayrıca yeşil alanlar, devasa balık aslan heykeli ve diğer süslü mekanlar. En uçta ise iki ayrı plaj. Doğrusu benim çok hoşuma gitmedi, daha çok genç çocuklar için bir eğlence yeri burası. Atraksiyonlara girmeden etrafı seyrederek dolaştık.



Dönüşte, yine metro ile şehrin diğer tarafındaki küçük Hindistan bölgesine gittik. Havanın karardığı saatlerde sanki Hindistan'daymışız gibi sokak aralarında dolaştık. Yine çok meşhur bir mekân olan Mustafa'nın mağazasından az da olsa alışveriş yaptık.

Daha sonra tekrar nehre ve nehrin denizle bulaştığı asıl merkez olan Haliç bölgesine geldik. Ancak saatini kaçırdığımız için ışık ve su gösterilerini göremedik. Işıklar içindeki nehir kıyısındaki mekanlar daha da güzel olmuştu. Lokantaların önündeki akvaryumlarda İnsan kafası büyüklüğünde yengeçler servise sunulmuştu. Bazlar klasik kahverengindeyken bazıları tamamen siyah renkliydi. Göl şeklini alan halicin etrafı gökdelenlerle çevrili olmasına rağmen su kıyıları tamamen halka açık yürüyüş yolları olarak düzenlenmiş.

Geç vakte kadar yürüyerek tüm bölgeyi gezdik ve yorgun argın gemiye döndüğümüzde günlük yürüyüş rekorumuzu kırdığımızı telefondaki sağlık programına baktığımızda anladık: Bugün 24,6 km yol yürümüşüz.


ORKİDE DÜNYASI




Ertesi sabah otobüslerle şehir turuna çıktık. Zaten bu tura dahil olduğu için görmediğimiz iki bölge kalmıştı. İlki tropikal bahçeler ve orada bulunan Orkide bahçeleri ile Çin Mahallesi. Otobüs içinde, önce gökdelenler arasında sonra buranın Şanzelizesi sayılan en zengin alışveriş bölgesinde ve villalarla dolu mahallelerde dolaştıktan sonra ilk durağımız olan Orkide bahçelerine geldik.



Güzel kelimesi ne kelime, çok güzel kelimesi bile hafif kalır buradaki orkideler için. Cennet böyle bir yer olmalı. Çok değişik biçim ve renklerde yüzlerce orkide arasında dolaşmak çok zevkliydi. Beyaz, sarı, kırmızı, mavi, mor ve karışık renkli. Uzun ya da kısa, ince veya kalın akla gelebilecek her türlü orkide dalları ve bu dalların üstünde muhteşem çiçekler.

Siyah orkideler ise bir başka dünyaydı ve değil kendisini resmini bile bugüne kadar görmemiştim. Bir saatin üstünde tüm bahçeyi adım adım dolaştık. Onlarca fotoğraf çektik. Etrafın yeşilliği, ağaçların, sarmaşıkların, bitkilerin ve orkidelerin dağılımı ve yolların doğallığı nedeniyle aklınıza en ufak bir yapaylık duygusu gelmiyor, her şey her yer son derece doğal bir orman içindeymişiz duygusu veriyor.



İstemeden de olsa buradaki gezimiz sona erdi ve biz bu kez otobüslerle Çin Mahallesine gittik. Burada, dünyadaki diğer Çin Mahallelerinden farklı olarak değişik milletler ve özellikle dini mabetler iç içe. Rehberimiz özellikle yan yana sıralanmış camiyi, Hindu tapınağını, Budist tapınağını ve kiliseyi gösterdi. Burası aynı zamanda hediyelik eşya cenneti. Akla gelen gelmeyen her çeşit hediyelik eşya ucuz fiyata satılıyor. Otobüsün dönüş saati ile geminin kalkış saati arasında üç saatlik zaman var. İlk planımıza göre otobüsle geri dönmeyip bu üç saati şehir merkezinde geçirecek ve gemiye sonra dönecektik. Ancak tüm yerleri gördüğümüzden ve daha önemlisi dünden miras kalan yorgunluktan dolayı yeni bir yürüyüşe kalkamadık ve otobüs ile gemiye döndük. Gemiye gelince bu güzel şehri seyreden en arka güvertede yemeğimiz yemek, bu tercihimizin doğruluğunun mührü oldu.



 
 
 

Comments


Yazı: Blog2_Post
  • Twitter
  • Facebook
  • Instagram

©2019 by Omur Kabak

bottom of page