top of page
Ara

Muskat, Umman

  • Ömür Kabak
  • 19 May 2019
  • 4 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 21 May 2019

45- MUSKAT, UMMAN. 230 62’ Kuzey Enlemi, 580 57’ Doğu Boylamı


Ertesi gün bu kez başkent Muskat limanındayız. Liman çok güzel ve modern. Bizden önce bir turist gemisi daha gelip iskeleye bağlanmış. Bizden sonra bir turist gemisi daha geldi. Turist gemilerinin biraz ilerisinde ise sarımsı renkte çok büyük iki yat bağlıydı. Bunlar neredeyse orta boy turist gemileri ebatlarında. Gün içinde öğrendiğimize göre her ikisi de Sultan'a aitmiş. Birisi ailesi için, diğeri yabancı devlet misafirleri içinmiş.



Gemiden inip limanı çevreleyen sahil yoluna ve onun etrafındaki binalara, insanlara, yol ve meydanlara, araç trafiğine ve genel olarak her bir şeye baktığımda aslında geri kalmış bir Ortadoğu şehrine değil batılı ülkelere ait modern bir Akdeniz tatil beldesine gelmiş gibi hissettim. He taraf çok düzenli ve temiz. Şehrin mimarisi çok düzgün. İnsanlar kibar, trafik keşmekeşi yok. Binaların temiz boyalı dış cephelerine, temiz caddeler, temiz araçlar, temiz kaldırımlar ve temiz insanlar eşlik ediyor. Etrafta hiçbir çöp yok. Çok katlı bina yok. Geleneksel Arap mimarisi güzel bir manzara oluşturuyor. Bu manzarası ile bizim Ege ya da Akdeniz kıyı şehirlerinden çok daha medeni bir yer burası.

Yine geleneksel Arap stili camiler ve kare şeklindeki minareleri görünüyor. Bunların kubbeleri ise mavi, yeşil veya altın sarısı renklerle süslenmiş veya taştan oymalarla dantel şeklinde örtülmüş. Biraz ileride balık hali, sebze-meyve hali, et ve tavuk satan dükkanları görünce buraya duyduğumuz hayranlık biraz daha arttı. Çünkü, hepsi çok temiz, düzenli ve etraflarına saygılı satıcılardan oluşuyordu. Hem hal binaları hem de içindeki işyerleri çok moderndi. Balıklar ise muazzam bollukta ve çeşitte. İnsan boyunda olan değişik tür iri balıklara, kırmızılı, sarılı, beyazlı daha orta boy balıklar, kocaman kalamarlar, mavi renkli iri yengeçler eşlik ediyordu. Etrafta en ufak bir koku ya da insanı rahatsız edecek bir durum yoktu. Aynı gelişmişlik, sebze ve meyve halinde de sürdü. Dış taraftaki et ve tavuk satan marketlerde de durum aynıydı.

Daha sonra sahil boyunca iki-üç km yürüdük. Sahil kısmı modern şekilde düzenlenmiş ve rahat bir şekilde yürünüyor. Deniz temiz ve değişik balıklar gözle görülecek kadar çok sayıda. Sahilden şehrin içine kıvrıldık ve dar sokaklarında bir müddet yürüdük. Tarihi ve küçük kalesinin eteklerinden geçtik. Resmî tatil olan Cuma gününde olduğumuzdan mahalle içindeki dükkanlar kapalıydı. Ancak, bizim Kapalıçarşı'nın küçük bir modeli olan tarihi çarşıları açık ve çok kalabalıktı. Esnafların fiyatlara ilişkin tutumu ise hoş değildi. Çünkü, hiçbir fiyat yazılmadığı gibi ne sorarsanız sorun çok yüksek bir fiyat verip ilk olumsuz tepkinizle hemen fiyatları düşürmeye başlıyorlar ve en sonunda "sen ne verirsin" diye soruyorlar. Bir gün önceki Kasap'tan aldığımız şeylerin fiyatları burada iki hatta üç misli olarak konuşuldu.



Daha sonra otobüslerle şehir turu yaptık. Bu şehir hakkındaki olumlu gözlemimiz geçtiğimiz her caddede ve semtte artarak devam etti. Düzgün mimari, temiz cadde ve meydanlar, bakımlı ağaçlar, çimler ve renkli çiçekler. Yeşil parklarda damlama su sistemleri görünüyor. Şoförümüz ve rehberimiz genç ve geleneksel Arap giysileri içinde kibar ve sakin insanlar. Diğer otobüslerde genç kızlardan rehberler var. Kızlar tepeden tırnağa kara çarşaflı, erkekler ise beyaz uzun entarili. Sokakta ve çarşıda karşılaştığımız bazı kadınların yüzleri tamamen kapalı olacak şekilde peçeli ancak büyük çoğunluğun başları kapalı yüzleri açıktı. Araba kullanan bir kadın dışında başı açık kadın görmedik.

Cuma saatinden sonra gittiğimiz en büyük camileri yine kapalıydı. Hatta bu sefer Müslümanları dahi içeri sokmadılar. Nedenini sorduğumuzda rehberimiz normal bir şeymiş gibi "buranın Sultan'a ait cami olduğunu" söyledi. Biz yine itiraz ettik, "camiler Allaha aittir, sahibi olmaz" diye. Öğleden önce ise sadece Müslümanlar içeri girebilmiş. Bu cami kare şeklinde çok büyük ve tek kubbesi altın sarısı renkli ve üstü oymalı şekilde süslenmiş. Birisi diğerlerinden çok daha büyük diğer dördü birbirine eşit şekilde büyük beş minaresi var. Minareler ana binaya bitişik olmayıp onu çevreleyen dış bahçe duvarlarına bitişik şekilde yapılmış. Turistlerin girebildiği etrafı açık dış alan ise çok düzgün ve güzel şekilde çimler, ağaçlar ve çiçeklerle süslenmiş. Büyük bir bölümü ise, her biri müstakil ağaççıklar halinde budanmış, rengarenk ve değişik renkleri ile sıralanmış bir begonviller bahçesi halinde düzenlenmiş.

Sultanın devlet işlerini yürüttüğü sarayı ile aynı bölgede bulunan bakanlık binaları tüm şehir gibi temiz, bakımlı ve yine kapalı idi. Küçük müzesinde ise daha çok otantik kıyafetler, takılar ve geleneksel silahlar sergileniyordu. Burayı ziyaret eden misafir devlet büyüklerinin resimleri arasında 2010 yılında buraya gelmiş dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve eşinin fotoğrafını gördüm.



Rehberimizden değil ama diğer turist arkadaşlardan duyduğumuza ve önceden okuduklarımıza göre Sultan Kabus iki eşli ve çocuksuz imiş. Bu modern ülke onun eseri. Şimdilerde kanser ile mücadele ediyormuş ve aşırı temizlik düşkünü bir lider olarak tanınıyor. Temizlik hassasiyetini tüm vatandaşlara ve şehirlere aşılamış. Eğitim ve sağlık parasız ve ihtiyaç sahiplerine ayrı bir ev veriyormuş. Sultan ve ailesi hakkındaki sorularımıza, rehberimiz pek cevap vermek istemedi, biraz çekingen hatta korkan bir tavırla "bunları biz de bilmiyoruz" diye geçiştirdi.

Düğün merasimleri bizim geleneksel köy düğünlerine benziyor. Önce kız evinde sadece kadınların katıldığı bir kına gecesi ve sonra gelin alma töreni ve asıl düğün. Yeni evliler ilk 2-3 yıl erkek tarafının baba evinde kalmak zorunda. Bundan sonra kendi tercihlerine göre ayrı bir eve çıkabilir ya da aynı şekilde yaşamaya devam edebilirlermiş. Büyük çoğunluk, ayrı eve çıkmayıp birlikte yaşamayı seçiyormuş. Yemekler aynı tabaktan ve elle yeniyormuş. Herkesin yatak odası ayrı ancak diğer odalar ortak imiş.

Umman'dan güzel duygularla ayrıldık. Krallık ya da mutlakıyet de olsa iyi yöneticilerin ülkelerine hizmet ettiğini ve sevildiğini gördüm. Demokratik seçimlerle gelen kötü yöneticileri de görüyoruz. Bu açıdan demokrasi bir garanti vermiyor. Ancak demokrasi yoksa, iyi yönetim yazı tura işi bir şans hali. Kötü olursa onu değiştirme imkânı yok. Demokrasinin üstünlüğü burada, kötü yönetici bir seçim sonra değiştiriliyor.



 
 
 

Comments


Yazı: Blog2_Post
  • Twitter
  • Facebook
  • Instagram

©2019 by Omur Kabak

bottom of page