Hint Okyanusu ve Bir Kez Daha Ekvator, Geminin Sahne Arkası Meğerse Burası Bir Fabrikaymış
- Ömür Kabak
- 19 May 2019
- 5 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 20 May 2019
HİNT OKYANUSU VE BİR KEZ DAHA EKVATOR
31 Mart 2019 saat 17.00. Hint Okyanusunda, Endonezya ve Malezya bölgesindeki Cava Denizinde kuzeydoğu istikametinde ilerliyoruz. Sağımızda Endonezya'nın Cava Adası, solumuzda yine Endonezya'nın Sumatra Adası, karşımızda ise aramızda 12 saatlik daha bir mesafe olan Singapur. Onun arkasında ise Malezya var. Ekvator çizgisini bu kez güneyden kuzeye geçiyoruz.
Türkiye'de heyecan dorukta olmalı şu anlarda. Çünkü belediye seçimleri için insanlar oy kullanıyor, yaklaşık beş saat daha oylar sandıklara atılacak, bundan sonra gelecek beş saat içinde ise sonuçlar belli olur. Biz ise bir beş saat daha sonra Singapur'da öğreniriz sonuçları.
Son beş günümüz çok güzel hava ve deniz şartlarında, gemi içindeki çok rahat bir ortamda geçti. Pasifikte genelde hasret kaldığımız bulutsuz mavi bir gökyüzü altında, dalgasız hatta neredeyse bazen havuz kadar sakin mavi ya da lacivert denizde, çok hafif bir esintiyi soluyarak geçti günlerimiz. Karada yaptığımız gezi ya da keşifler bugünlerde yerini, spora, okumaya, yazmaya ve eğlenceye bıraktı. 7.kat dış güvertesinde yürüyüş, spor salonu aletlerinde performans ve masa tenisi maçları sayesinde enerji harcıyoruz ancak her an emre amade bekleyen yiyecek ve içeceklerden de uzak duramıyoruz.
Mevcut bol kepçe sunumların yanında her öğlen özel bir konseptle ayrı bir açık büfe yapıldı; Napoliten ya da Rüstik yada Paela yemekleri gibi. Gece ise açık hava partilerinin yapıldığı açık havuz etrafına "yat geber yemeği" türü tatlı, dondurma ve meyve büfeleri kuruluyor. Akşam yemekleri bölgesel sunumlarla geçiyor; Çin mutfağı, Bali mutfağı, Endonezya mutfağı gibi.

Royal Tiyatro'daki dans, şarkı ve akrobasi gösterileri aynı şekilde devam ediyor. Geminin sabit Musica in Maschera isimli opera gurubu performansını mı yükseltti yoksa bizde beğeni dolu bir alışkanlık mı yaptılar bilmiyorum ancak en çok sevdiğimiz ve beklediğimiz sanat gösterisi haline geldi. Şef dahil 3 keman, bir piyano bir viyolonsel ve bir flütten oluşan orkestraya, ikisi soprano kadın ile biri tenor diğeri bariton erkek sanatçı eşlik ediyor. Konser sonunda çok alkış alıyorlar ve mutlaka bis yapıyorlar. Geceleri biraz daha geç yatmaya ve buna bağlı olarak sabahları biraz daha geç kalkmaya başladık. 5. gecemiz ise açık havadaki tatlı esintiye eşlik eden orkestranın canlı müziği ve okyanus ortasındaki yıldızlar altında bir türlü bitmeyen dansımız nedeniyle ertesi günün ilk saatine kadar uzadı.
GEMİNİN SAHNE ARKASI MEĞERSE BURASI BİR FABRİKAYMIŞ
Bu kadar fazla yiyecek ve içecek nasıl tedarik ediliyor ya da beş günlük kesintisiz sürede denizdeyken nasıl depolanıyor ve yetiyor. Bu açıdan şu bilgiyi de vereyim: Her öğünde artan tüm yiyecekler bir sonraki öğüne bırakılmıyor, tamamı çöp olarak alt katlarda presleniyor ve balıklar için denize atılıyor. Yiyecek olmayan her türlü atık ise, her limanda bu iş için özel olarak gelen çöp kamyonları ile o şehrin çöplüğüne gönderiliyor. Personele ise ayrı yemek pişirildiğini öğreniyoruz. Onların yemeklerini ve yemekhanelerini görmüyoruz. 2100 yolcu ve 1000 civarında personel bulunuyor. İçme suyu hariç genel kullanım suyu denizden arıtma yolu ile tedarik ediliyor. İçme suları cam veya plastik şişelerde sunuluyor. Gülsüm’le birlikte her gün en az 10 şişe civarı su tükettiğimize göre tüm gemide içilen suyun ve diğer şişeli içeceklerin sayısı müthiş rakamlara ulaşıyor.

Aslında, geminin çalışma alanı olan sahne arkası ya da arka bahçesi tüm yolculara küçük guruplar halinde ve özel rehberler eşliğinde gezdiriliyor ve bizim sıramız 30 Mart günüydü. O gün için iki ayrı gurup yapılmış; diğer gurup Fransızca konuşanlar için, bizim gurup ise İngilizce konuşanlar içindi. Gurubumuz, Türk, Alman, Macar, Danimarkalı, İsveçli, Güney Afrikalı, Avustralyalı çiftlerden ve bir tek İngiliz'den oluşuyordu. Tek İngiliz'e rağmen gurup dili İngilizce idi. İngilizce, İngilizlerden çok daha fazla bir dünya gerçeği.
Önce Royal Tiyatronun sahne arkasındaki kulis bölümü ile sahnenin tam üst karşısındaki ışık ve ses odasını gezdik. Daha sonra, çamaşırhane ve mutfak bölümlerini bize gösterdiler ve bilgiler verdiler. Bu gemi müthiş bir fabrika ve çok iyi planlanıp uygulanan bir organizasyon bütünü. Üç ayı bulan gezimizde şu ana kadar en ufak bir aksaklığın çıkmaması ve her şeyin ilk günkü gibi tıkır tıkır işlemesi başka türlü mümkün olmazdı herhalde.
Sahne sanatçıları birisi İngiltere diğeri İtalya merkezli iki ayrı şirket tarafından ayarlanıyormuş. Sayıları 30 civarında olan ve bizimle birlikte tüm geziye devam eden gemi kadrosunda yer alan şarkıcı ve orkestra sanatçıları dışında her 10 gün civarında iki veya üç gösteri yaptıktan sonra bir daha görmediğimiz onlarca sanatçı değişik limanlardan gemiye biniyor ve iniyor. Yüzlerce sahne kostümü için kulis bölümündeki depo yetmediği için ayrıca iki büyük konteynır hazırlanmış.
Neredeyse her gün değişen çarşaflar yanında her gün iki ya da üç kez değişen 7 ayrı havlumuzun ne kadar büyük makinelerde yıkandığını, kurulandığını ve ütülendiğini gördük.
En güzeli ise mutfaktı. Mutfağa özel hazırlanmış, elbise, başlık, ağızlık ve galoşlarla girdik, her birimiz ameliyata giren doktorlar gibi olduk. Mutfakların tüm duvarları ve tavanları paslanmaz çelikten pırıl pırıldı. Bu çelik levhaların birbiriyle birleştiği her bölge çok belirgin olarak silikonla doldurulmuştu ve bu şekilde hiçbir boşluk ve aralık bırakılmamıştı. Fırından yeni çıkan ekmek ve kurabiyelerin kokusu çok güzeldi. Yiyecekleri öyle çok yoğun makine ile ya da hazır paketler şekilde değil aşçıların elleriyle ve ustalık gerektiren uğraşlarla yaptıklarını gözledik. Makarnaların hazır paketlerden yapılmayıp, her öğün taze taze açılan hamurlardan hazırlanıp pişirildiğini ise daha önceden öğrenmiştik.
Her gün kullanılan yumurta miktarını sordum; her gün 3600 yumurta harcanıyormuş. Diğer yiyecek miktarları da soru şeklinde gelince birer liste dağıttılar her birimize. Tüm gezi sırasında kullanılacak yiyecek miktarlarını yazmışlar. Örneğin; 26,164 kg peynir, 25,783 kg yoğurt, 81,026 kg et, 78,338 kg balık, 54,403 kg tavuk, 230,626 kg meyve, 59.500 şişe şarap, 45,617 şişe bira ve 687,173 şişe su. Dünya turumuzun, keşif ve öğrenme yanında eğlence ve yeme içme tatili şeklinde planlanmış olduğunu söylemek sanırım yanlış olmaz.
Ekvator çizgisinin tüm dünyayı dolaşan uzunluğu 40.000 km iken biz 119 gün boyunca 65.000 km yol yapıyoruz. Bu gezide geçen gündüzlerin 58'i tamamen denizde iken 61 gündüz 49 ayrı limanda geçiyor. 12 gecemiz de limanlarda demir atmış şekilde uyuyoruz. 107 gecede biz kamaralarda uyurken gemimiz bir limandan diğerine doğru yol alıyor.
İlk üç günümüz hiçbir kara parçası görmeden Hint Okyanusu ortasında geçti. Peş peşe iki gün çiftler pinpon turnuvasında finale kaldık ama ikisini de kaybettik. İlkindeki ortağım gemi personelinden genç bir Hintli garsondu. Gemi personeli ile yolcuların karışık ortaklık yaptıkları bir turnuva bu. Aşağıda veya yukarıda yatsak da sonuçta aynı gemideyiz ve karşılıklı sevgi ve saygının gereği bu tür turnuvalar düzenleniyor. Hintli ortağım sanırım uzunca bir süredir oynamadığından ilk başlarda tutuktu ancak 3. ve son maçımızda bayağı iyiydi. Ancak, rakip ikili çok güçlüydü bizden ve normal olarak kaybettik. Ertesi gün ise sadece yolcular arasındaydı maçlar, bu kez ortağım benden de iyi olan o dörtlü Fransız'dan birisiydi, kolayca finale kadar geldik ancak son maçta aslında bizden iyi olmayan rakiplerimize çok şansız toplar sonucu kıl payı farkla yenildik. Turnuva sonunda aynı dörtlü bir kez daha oynadığımızda ise bu kez biz galip geldik. Ancak, tarih şampiyon olarak bizi değil onları yazdı.
Dördüncü gün, Endonezya kıyılarına ulaştık ve öğlen saatlerinde Sumatra ve Cava adaları arasındaki Sunda Boğazından geçtik. Çok yakınından geçtiğimiz Sumatra adası kıyıları, petrol sanayi tesisleri ve çeşitli fabrikalarla kaplıydı. Etrafımızda birçok petrol tankeri ve kocaman yük gemileri vardı. Gemi personeli ekseriyetle Endonezyalılardan oluşuyor. Büyük çoğunluğu güvertelere çıktı, memleketlerini seyrederken cep telefonları ile sevdikleriyle konuşmalarına tanıklık ettik. Cava adası ise biraz daha uzağımızda kaldı bu nedenle o taraf daha yeşil ve insansız gibiydi. Ayrıca hemen kıyıdan yükselen ve geçen sene harekete geçen yanardağ başı bulutlu şekilde adeta "ben buradayım" der gibiydi.
Bugün Ekvator çizgisine yaklaştığımız bu saatlerde hava nedense biraz rüzgarlandı, deniz çok hafifçe dalgalanmaya başladı. Sabah saatlerinde çok uzaklarda olan bulutlar etrafımızı sardı ve güneşi dahi kapatacak şekilde her yeri kapladı. Aynı bulutlar daha birkaç saat önce, ufuk çizgisi tarafında üç ayrı kademe halindeydi. En arkada ve yükseklerdeki, açık mavi gökyüzünü tam olarak kapatmaya gücü yetmeyen ve toz bulutu şeklinde bir fon oluşturan seyrek bulutlar ve onların altında ve önünde, çok yoğun ve çok beyaz üst üste yükselen devasa bulut kütleleri vardı. En önde ve denizin hemen üstündeki ufuk çizgisi civarında tertibat alan kurşuni gri yağmur bulutları, arkalarındaki beyaz renkli devasa bulutların denizle buluştukları hattı gölgeliyor, buna karşın aynı beyaz bulut kütleleri bu kurşuni gri yağmur bulutlarının üstünden sanki onlara "önümüzü kapatmayın" diye bağırıyordu. Şimdi tüm bunlar birbirine karıştı ve gri yağmur bulutları her yana hâkim oldu. Güneş ve açık mavi gökyüzü ortadan çekilirken, içinde seyrettiğimiz koyu mavi renkli yuvarlak çerçeveli havuzumuz, hafifçe beyaz köpükler oluşturarak dalgalanan koyu lacivert bir denize dönüştü.
Comments